Kalbine Diken Saplanan Kuş: Çalışan

İnsan Kaynakları Yönetimi veya Kurumsal İletişim Yönetiminde emek veren herkesin tek odağı var: ‘Akılları ve Yürekleri Kazanmak’… 

Yazması veya okuması ne kadar kolay değil mi? 

Ama öyle değil…

Gerçek her zaman en iyi ilaçtır…

‘Bozkırın Tezenesi’ Neşet Ertaş ile gönül bağım var. Bir tarihte TRT'de röportaj yapılıyor kendisiyle. 'Neden yeni yapılan türküler, sizinkiler kadar kalıcı olamıyor?’ diye soruluyor. Bozkırın tezenesi cevap veriyor: 'Biz çekmediğimiz derdin türküsünü yakmayız kızım' diye.

2005 yılında Yapı Kredi ve Koç Bank birleşmesi öncesinde İç İletişim Bölümü’nü kurmak için işe başladığımda, Türkiye’de benim bildiğim kadarıyla, bu görev tanımıyla çalışan iki kişi vardı. Biri de bendim. Bugün, bırakın iletişimi, hemen hemen her konuda herkes (maşallah!) mangalda kül bırakmıyor. Ama gerçek her zaman en iyi ilaçtır… 

En son ne zaman gazete satın aldığımı hatırlamıyorum. Siz ne zaman satın aldınız? Bence siz de hatırlamıyorsunuz. Konda Araştırma’nın 'Medyaya ilgi' odağında yaptığı anket sonuçlarında, Türkiye'nin yüzde 74'ünün gazete okumadığı ortaya çıktı. İnternete ve sosyal medyaya artık, bir anlamda, gerçek kaynak gözüyle bakılıyor. Ama hal böyle iken, neden çalışanlarımıza ısrarla dergi basıp göndermeye çalışıyoruz. Gazete okumayan insanlar, bu kitleden değil mi? 

Bir adım ileriye gidiyorum… 

Çalışan Değer Önermesi (EVP) çalışması yapan kurumların çalışmalarını alt alta yazdım. Aynı tornadan çıkmış gibi (!) hepsinin önermesinin içinde ‘BİZ’ var. İlginç. Propaganda noktasında kalması muhtemel bu önermelerin. Tek taraflı kurulmuş bir iletişim. Samimi bulunuyor mu? Uygulamalara bakmak lazım. 

Bir adım daha ilerleyelim…. 

Çalışan bağlılığı ve memnuniyeti, kurumların gündeminin ilk sırasında. 2020 yılında önemli bir dönemden geçeceğimiz için bu konu uzun bir süre böyle de kalacak. Projelerin kendisi aslında çalışanı ve yeteneği hedefliyor ama öte yandan çalışan değer önermesi bir sonuç olarak ‘İşveren Markası’na da bağlanıyor.

‘İşveren’in mi Markası’? 

Peki ‘Biz’ kavramına ne oldu? Çalışan değer önermelerinin içindeki? Aynı tornadan çıkmış gibi tüm kurumlar ‘Biz’ kavramına niye sarıldı?  

Hmmm…

Peki eski dostlar nerede? 

Vizyon, Misyon, Değerler? 

‘Çalışan Değer Önermesi’ ile Kurumsal Değerlerimizin bağını mı kopardık? 

Nereye bağladık? 

Bir yere bağladık mı yoksa internet sitemizde ‘Vizyon, Misyon, Değerler’ tabelası olarak dursun mu? 

Bir adım daha ilerleyelim…

Harvard Business Review’e göre çalışanların sadece % 29’u kurumsal (tüzel kodlar vb) e-mailleri inceliyor. % 41’i intranete giriş yapmıyor bile…

Peki bu çalışanlar nerede? Çalışanların hepsi mobilde. Statcounter.com’dan datayı çekiyorsunuz, özellikle Ekim 2009 – Ekim 2016 dönemini, internete girişler dramatik bir şekilde masaüstü bilgisayarlardan 2016 yılına kadar düşüyor, sonra yerini tablet ve mobile bırakıyor. 

Kimin evinde masaüstü bilgisayar kaldı? 

Bilmiyorum. 

Sonra ne yapıyoruz biliyor musunuz? Sosyal medya kanallarına girişi işyerinde masaüstü bilgisayarlardan yasaklıyoruz. Facebook, Instagram’a masüstünden en son ne zaman bağlandınız? Bir gönderi atmayı masaüstünden hiç denediniz mi? Ben denedim. En son twitter’a masaüstünden bağlandım, birşey aramak isterken hatayla tweet attım. Sileceğim diye elim ayağıma dolaştı. Bilmiyorum çünkü… Bilmiyoruz, çünkü masaüstünden bağlanmıyoruz. Zaten mobildeyiz. 

Öncelikle çalışanlarımıza ‘yetişkin insanlar’ gibi davranmakla başlayalım.  

Bir adım daha gidelim…

İç iletişimde stratejiyi nasıl geliştireceğiz? Çalışanların dikkatini nasıl çekeceğiz? diye kafa yoruyoruz. 

Hayatınızın geri kalan her gününde, gözümüzü sabah her açtığımızda birkaç şeye dikkat edeceğiz. Çevrenizde hareket edenlere, dikkat çeken renklere, (kırmızı, turuncu, sarı), yüksek kontrast içeren unsurlara ve büyük objelere…

Evde sohbet ediyorsunuz. Konu derin. Sonra pat televizyonu açıyor birisi. Sohbet kapanıyor. Çünkü çevrenizde hareket edenlere, dikkat çeken renklere; kırmızı, turuncu, sarı, yüksek kontrast içeren unsurlara, büyük objelere bakıyorsunuz. Basit ama doğru…

Bir adım daha gitmeyelim duralım… 

Etkili iç iletişim yönetiminin itibara etkisi açık. İtibarın içten dışa yansıması da gözle görülür şekilde de artıyor ve daha da artacak. 

Çalışanlarımız ‘akıllı ve yetişkin’ birer birey olarak davranılmayı da hak ediyor.  

Şaman öğretisi der ki:

‘Ben, biz olduğumuz zaman ben olurum. Ben, ben olduğum için sen, sensin’

‘BİZ’ kavramının kökü buradadır. 

‘BİZ’ kavramını bozuk para yapmayalım. Kimse – tabiri caiz ise – artık yemiyor. 

Çalışanın kalbine dikeni saplamayalım. 

Önce anlayalım.  

Sonra anlatalım. 

Sonunda ise mutlaka anlaşalım. 

Wifi’ye bağlanamıyormuşuz gibi neden kuşaklara ve çalışanlara bağlanamıyoruz diye dövünmeyelim.

Unutmayalım; ders, biz öğrenene kadar devam eder... 


Uğur Nalbantoğlu – Stratejik İletişim Danışmanı  

HRthinksMe – Strateji Danışmanı